|
|
SALAR KÖYÜ KAYA MEZARI
Kaya mezarı
olarak bölgemiz de bilinen Kastamonu il
merkezinde Şahinşah kaya mezarı,
Taşköprü ilçesi Süleyman köyünde iki
sütunlu bir kaya mezarı, İlçemiz’de Üç
sutünlu Salar Köyü Kayamezarı, Saraydüzü
ilçesinde Arımçayı kaya mezarları,
Göynügören ambarkaya kaya mezarı,
Durağan ilçesinde Karadiğin köyü
Kayamezarı, gene Durağan ilçesinde yer
alan dört sütunlu Terelek Kayamezarı,
ve Amasya Kral Kaya mezarları
bulunmaktadır. Salar Köyü Kayamezarı da
tarihi ve sanatsal değer olarak önemli
değere sahip sahiptir ve değerine göre
yeterince tanıtımı yapılamamış
değerlerimizdendir.
 |
|
|
|
Salar Köyü Kayamezarı, Boyabat Kastamonu
karayolunun on beşinci kilometresinde
Salar Köyü sınırları içinde yer alır.
Kaya mezarına ulaşmak için karayolundan
ayrılarak köy yoluna girilmesi ve bir
müddet ilerlenmesi gerekir. Köyün
doğusunda ve yüksekçe bir kalker kayanın
üzerinde yer alan Mezar Gökırmak ovasına
hakim bir tepededir.
Köye
adını veren “Salar” kelimesinin “saray”
kelimesinden geldiğini ve daha sonra
“salar” şekline dönüştüğü anlatılsa da
köyün adı bir Türk topluluğu olan
“Salar” topluluğundan gelme ihtimali bu
rivayetten daha güçlüdür. Osmanlı
arşivlerinde Sivas, Çorum, Aksaray,
Adana, İstanbul, Amasya, Çanakkale,
Bursa, Maraş, Niğde, Burdur, Malatya,
Kocaeli, Karaman, Kırşehir, Kayseri,
Rakka / Suriye ve Nevşehir illerinde
“Salar”, “Salarlı” ve “Salur” adını
taşıyan Türk topluluklarının bulunduğu
bildirilmektedir.
Bugün Türkiye’de bu adları taşıyan
yaklaşık 18 yerleşim yeri mevcuttur.
Bunu destekleyen başka önemli şey gene
bu köye bağlı bir yerleşim yeri olan
“Çal” mahallesinin de ismi gene bir Türk
topluluğunun adı olmasıdır.
ve kendilerinin mahalleye salar köyünden
ayrılarak yerleştiklerini
söylemeleridir.
Mezar
çevresinde bulunan kaya işlemeleri,
çevre köylerce “şeytan basamakları” adı
verilen insan yapımı bir basamaklı
tünelin bulunması bu alanın sadece
mezar için kullanılmadığını ve çok eski
bir yerleşim yeri olduğunu
göstermektedir.
Kaya
Mezarının Kimerlere, Romalılara
atfedilse de en güçlü görüş MÖ. 7.
Yüzyılda Paflagonyalılar tarafından
yapıldığıdır. Çünkü işçilik bakımından
urağan’daki Terelek kaya mezarına
benzemektedir.
Kaya
mezarının bulunduğu alana ulaşan bir yol
yoktur ve tarlaların içinden geçilerek,
yamaç yukarı yaya yolundan kısa bir
yürüyüşle ulaşılır. Mezar oldukça
büyüktür. Ama ne yazık ki, verilmesi
gereken değere karşılık ilgisizlik,
define arayıcılarının tahribatı ve kaya
yapısının yıpranmaya müsait olması
dolayısıyla çok hasar görmüştür. Bugün
kaya mezarının sorumluluğu köy
muhtarlarında bulunmaktadır ve onlardan
izin olmak suretiyle çıkılabilmektedir.
Kaya
mezarı kalker kaya bloğu oyularak
yapılmıştır. Kaya mezarının dış kısmı
dikdörtgen şeklindedir ve yaklaşık
olarak boyu 10 metre, yüksekliği 5
metredir. Cephede üç sütun bulunur ve
Boyabat Çevresi ve tarihi kitabında bu
sütunlardan dolayı “Direkli Kaya Mezarı”
da denildiği yazılmaktadır.
Sütunlar kare bir ayak üzerinde
oturmaktadır ve sütunlar alttan yukarı
doğru daralan silindirik bir yapıya
sahiptir. Ayrıca sütunların alt ve üst
kısımlarında iki kuşak bulunur. Sütunlar
tavana gene kare bir yapı ile bağlanır.
Mezarın sol kısmında ve solda yer alan
üçüncü sütunda kırılmalar meydana
gelerek hasar meydana gelmiştir.
Her üç sütunun üstünde kabartma
bulunmaktadır. Ahmet GÖKÇEOĞLU bu
kabartmalar hakkında şu bilgiyi
vermektedir: “Sütun başlıkları
üzerindeki hayvan heykelleri diz çökmüş
durumdadırlar. Bunlar boynuz ve
kulakları bakımından boğa hissi
veriyorsa da, burun ve yüzlerine bakınca
böyle olduklarından şüphe edilmektedir.
Bilhassa burunda açılan oluk belkide
hiddet ve heybet ifadesi olarak
yapılmıştır. Enli ve uzun kulakları
yandan yukarı kaldırılmıştır. Bakana
göre sağdaki havanın boynuzu kalmış,
diğerleri bilinmeyecek hale gelmiştir.
Gözleri tabi durmalarını muhafaza
etmektedir. Arkadan bakınca
kuyruklarının baş tabanını altından
bacakları arasına sokulduğu
görülmektedir.
Mezarın
üst kısmında üçgen bir alan yer alır ve
üçgenin tepe noktasında bir kartal
kabartması bulunuyordu ama bu parça
bugün bulunduğu alandan kopmuş, yere
düşmüştür. Yerde bulunan bu kaya
parçasının üstünde kanatlarını açmış bir
kartal ve aslan başı kabartması açıkça
görülebilmektedir. Üçgenin sağ alt
köşesinde nöbet bekleyen bir aslan ve
köşeler arasında ise koşan bir aslan
kabartması bulunmaktadır.”
Ahmet
GÖKOĞLU, kartal kabartması için şunları
söyler :
Alınlığın tepesinde iken 'koparak yere
düşen kartal kabart
masının gövde yüksekliği 45 cm, boyunun
uzunluğu 7 cm, kanatlarının
eni 40 cm, uzunluğu da 135 cm’dir. Her
kanadında sekizer
tane kalem vardır. Tam alınlığın
tepesine konulan bu kartalın
kanatları, alınlık çatısına doğru
çıkmakta olan aslanların üstüne
gerilmiştir. Bu konu aynen Taşköprü'nün
kale kapı kaya mezarında
da bulunmaktadır.
Üçgen
alanın içinde ise bir aslanla insanını
mücadelesi yer almaktadır.
Alınlığın tam ortasında bir mücadele
sahnesi vardır. Burada
bir kahraman bir aslan ile mücadele
etmektedir. Bakana göre sağda bulunan
aslan belini yukarı kamburlaştırmış, sol
ayağını
'karşısındaki
kahramanın sol bacağı üzerine dayamış ve
ağzıyla da kahramanın bacağını
sımsıkı ısırmıştır. Kahraman ise diz
üstü
çökerek kollarını aslanın boynundan
dolamış olduğu halde bütün kuvvetiyle
onunla mücadele etmektedir. Doğuda
kahramanlar tarafından
hayvanlara darbe indirme sahnesi çoktur.
Helen sanatında (Herakles) in bilhassa
(M. Ö. 6) ncı yüz yılda bu şekil
tasvirleri vardır. Böyle olmakla beraber
mücadele motifini Yunan
sanatı tanımamaktadır. Bundan dolayı bu
konunun kaynağı da batı
değil, doğudur. Aynı mücadele sahnesini
Terelek Kayamezarında da görmüş
bulunuyoruz.
Buradaki
kabartmaların manaları şudur: Aslanlar
Frikya'
da olduğu gibi mezar bekçisi olarak
konulmuştur. Yani ölüye dışarıdan
gelecek her hangi bir fenalığın define
hizmet etmeleri
düşünülmüştür. Kartal ruh kuşu olarak
alınmıştır. Doğuda kartallar
bu manada alınırdı. Bu hayvan Küçük
Asya'da Helenler zamanında
deniz perisi veya kızı olan “Sirene”nin
üsluplaştırılmasıyla karıştırılmıştır.
Mücadele sahnesi dini bir anlam ifade
eder. Bu konu da Ön Asya’da çok
yaygındır.
Sütunların arkasında sütunlar
boyunca bir koridor mevcuttur ve
koridorun tavanı da yine oyulmak
suretiyle işlenmiştir. Köşelerde ve
sütunlar üzerinde bulunan sıva ve boya
kalıntılarından mezarın dış yüzü ve
koridorun sıvanmış ve boyanmış olduğunu
anlıyoruz.
Mezar odası salonun ortasında
bulunan dikdörtgen bir kapıdan girilir
ve oda koridorun yüksekliğine göre
oldukça basıktır. Tavanı hafif kubbemsi
bir yapıya sahiptir ve ortada birleşen
bir desenle işlenmiştir. Yan duvarlarda
işleme yoktur ve oda kare bir plana
sahiptir. Birisi odanın solunda diğeri
arkada olmak üzere iki ölü sediri vardır
ama arkada bulunan sedye tahrip
edilmiştir.
Mezar odası kapısının kapatma
oyukları hala mevcuttur ve kapının sol
üst kısmında mezara bakan bir ışıklık
penceresi mevcuttur.
Mezarın dışında bulunan alanlarda
kayalara oyulmuş basamaklar ve çeşitli
kaya şekilleri mevcuttur. Ayrıca mezarı
bulunduğu kaya bloğunun üstünden girilen
ve biraz aşağı doğru ilerledikten sonra
çıkılan basamaklı bir kaya tüneli
mevcuttur. Kaya bloğunun bir kısmının
ayrılması ile tünelin bir kısmı açığa
çıkmıştır. Hala özelliğini koruyan bu
yere çevre köylerde bulunanlar
“Şeytan basmakları” adını vermekteler.
Ayrıca Kaya mezarının bulunduğu kaya
bloğunun önünde ovaya doğru çıkıntı
yapan son bir tepe bulunmaktadır ve
üstünde yöre insanlarınca “dilek ağacı”
olarak adlandırılan bir ağaç bu tepenin
en üst noktasında yer almaktadır. Ağacın
bulunduğu yerden ovayı seyretmek insana
büyük bir zevk vermektedir. Ama ne yazık
ki define arayıcıları tarafından ağacın
birkaç kökü kesilerek ağacın alt
kısmında define aramak suretiyle ağaca
zarar vermişlerdir.
Bu kaya bloğunun önünde bir de bir
süre gittikten sonra önü kireç
sarkıtları tarafından kapanan bir mağara
mevcuttur ve dilden dile dolaşan bir
hikayeye göre bu mağaranın ucu Boyabat
kalesine çıkmaktadır. Önü kapandığı için
bu söylentiler bir efsaneden ileri
gitmemektedir.
Kaya mezarı ve çevresi hala tam
olarak bilinmemektedir ve Boyabat ilçesi
insanlarınca bile tam olarak
tanınmamaktadır. Bu bölgelerin tanınması
ilçemizin tarihi geçmişi açısından
önemlidir ve insanlık tarihini ancak
buraları bilerek ve koruyarak elde
edebiliriz
Hazırlayan
: Mehmet Nuri YILMAZ
Boyabat /
2003
|
|